Reklam
Reklam

Akif ve Milli Birlik 3

  • 19 Eylül 2018
  • 3.682 kez görüntülendi.
Akif ve Milli Birlik 3

Akif ve Milli Birlik 3

Akif, milliyete dayalı ayrılıkları, Müslümanlığa ters düştüğü gerekçesiyle eleştirir. Ona göre; bütün Müslümanlar hep birlikte; Allah’ın ipine sarılmalıdır. Vatanın bütünlüğü ve bekası için de bu şarttır. Akif, siyasi ve toplumsal bir konu olan milliyetçi ayrılıkları; dinsel bir bakış açısıyla eleştirir. Irkçılığa dayanan anlayışın, ülke ve milleti ne hale getirdiğini manzum ve mensur yazılarının birçoğunda dile getirir:

“Müslümanlık dini gayet sıkı, gayet sağlam

Bağlamak lazım iken, anlamadım, anlıyamam.

Ayrılık hissi nasıl girdi beyninize,

Fikr’i kavmiyeti şeytan mı sokan zihninize?

Birbirinden müteferrik[1] bu kadar akvamı,

Aynı milliyetin altında tutan İslam’ı,

Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir.

Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir…[2]

Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez..

Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!

Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan;

Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan.

Siz bu davada iken yoksa iyazen-billah,[3]

Ecnebiler olacak sahibi mülkün nagah[4]

Bir değil mahvedilen devlet-i islamiyye…

Girdiler aynı siyasetle bütün makbereye.[5]

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.

Bırakın eski hükümetleri meydandakiler

Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.

İşte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti!

İşte İran’ı da taksim ediyorlar şimdi. ”[6]

Akif, “Çeşitli ırkları bir arada tutan İslam milliyetidir” der. Bunu temelinden yıkan ise ırkçılıktır. Ama millet bu durumu görmemekte ve hatalı siyasetle, İslam ülkeleri dağılmaktadır. Akif’e göre içimizde millete bu ayrılık tohumlarını eken, o gün çeşitli isimlerle çıkan bazı gazetelerdir. Millet ise bir şekilde bu tohumları yeşertmektedir:

“Hani milliyetin İslam’idi. – Kavmiyet ne!

Sarılıp sımsıkı dursaydın o milliyetine

Arnavutluk ne demek, var mı şeriatta yeri

Küfür olur başka değil, kavmini sürmek ileri

Arap’ın Türk’e, Laz’ın Çerkez’e yahut Kürd’e

Acem’in Çinli’ye, rüçhanı[7] mı varmış nerde?

İslamiyet’te anâsır mı olur ne gezer

Fikr-i milliyeti tel’in ediyor Peygamber

En büyük düşmanıdır ruh-i Nebi tefrikanın[8]

Adı batsın onu İslam’a sokan kaltabanın”[9]

Akif, bu ifadelerle Müslümanlar arasında kurulan kardeşlik bağının, diğer tüm dünyevî ve ırkî bağların üstünde olduğunu dile getirmektedir. Çünkü İslam, her konuda olduğu gibi bu konuda da adalete dayalı bir yol ortaya koymaktadır: “Sizden hiçbiriniz kendisi için sevdiğini Müslüman kardeşi için de sevmedikçe iman etmiş sayılamaz.”[10] Akif’in eserlerinde geçen millet ve ırk ifadeleri, ortak dine sahip olan bir toplumun ifadesidir. Akif kavmiyetçiliği başka bir yerde de şiddetle şöyle eleştirir:

“Nedir bu tefrika; yâhû! Utanmıyor musunuz?

Geçen fecâyi’e[11] hâlâ inanmıyor musunuz?

Gömülmek istemeyenler boyunca hüsrâna;

Nifâkı gömmeli artık mezâr-ı nisyâna.[12]

Unuttunuz mu ne korkunç edebsiz olduğunu?

Eşip de geçmişi hortlatmayın şu mel’ûnu!…

Ki dinlemezseniz elbette mahvolur millet:

Sizin felâketiniz: Târumâr olan «vahdet».

Eğer yürekleriniz aynı hisle çarparsa;

Eğer o his gibi tek, bir de gâyeniz varsa;

Düşer düşer yine kalkarsınız, emîn olunuz…

Demek ki birliği te’mîn edince kurtuluruz.

O halde vahdete hâil[13] ne varsa çiğneyiniz…

Bu ayrılık da neden? Bir değil mi her şeyiniz?

Ne fırka herzesi lâzım, ne derd-i kavmiyyet;

Bizim diyânete sığmaz sekiz, dokuz millet!…

Huzur-i Hak’ta nasıl toplu durdunuzdu demin?

Günâhtır, etmeyin artık, ayıptır, eylemeyin!

Şu ihtirâsa[14] uyup az mı verdiniz kurban?

Şikàk[15] için mi eder, sâde, kalbiniz daraban[16]?

Neden uhuvvetiniz böyle münhasır namaza?

Çıkınca avluya herkes niçin boğaz boğaza?

Ne Müslümanlığıdır, anlamam ki, yaptığınız?

Çıkar yol olmayacak, korkarım, bu saptığınız!…        

Gönüller ayrı oluş, sîneler bir olsa bile…

Nifâk alâmeti bunlar, kuzum, tamâmiyle:

Nifâka buğz ediniz hâlisen li-vechillâh[17];

Halâs eder sizi ihlâsınızla belki İlâh.

Münâfığın sonu gelmez, söner sefîl ocağı…

Bugün tüterse henüz gelmemiş, demek ki, çağı!

Nedir ki, verdiği yangınla memleket de biter,

Saçak tutuşmadan evvel basılmamışsa eğer.

Yanında yaş da yanar, çâresiz, yanan kurunun…

Diyor Kitâb-ı İlâhî: «O fitneden korunun,

Ki sâde sizdeki erbâb-ı zulmû istîlâ

Eder de, suçsuz olan kurtulur değil aslâ!…»[18]

Hesâb edin ne kadar bîgünâhın aktı kanı…

Beş on vatansız için nâra yakmayın vatanı!

Hudâ rızâsı için kaldırın nifâkı… Günâh!

Alev saçaklara sarsın mı, yâ ibâdallah?

Sararsa hangimizin hânümânı[19] kurtulacak?

O bir tutuşmaya görsün, ne od kalır, ne ocak!

Neden beş altı vatansız beş altı kundakçı,

Yığın yığın buluyor arkasında yardakçı?

Niçin hakîr oluyor, sonra, durmayıp öteden,

«Koşun! diyen, bu cehennem henüz kıvılcım iken.»

Ne intibâha[20] çalışmak, ne i’tilâya[21] emek;

Cihan yıkılsa bizim halk uyanmadan gidecek!

Onun kıyâmı için Sûr’u[22] beklemek lâzım!

Bu duygusuzluğa bir çâre yok mu, Allâh’ım?[23]

  Akif geçmiş felaketlerden ders alınması gerektiğini söyler. Aksi takdirde acı bir hüsran milleti beklemektedir. Akif bu kavmiyetçilik düşüncesinden milleti uzaklaştırmak, için sözlerine şöyle devam eder:

“Böyle düşmüş müydü, herkes ayrılık sevdasına?

Benzeyip şirazesiz[24] bir mushafın eczâsına”[25]

[1] Müteferrik: Çeşitli,

[2] Haybet: Mahrumiyet

[3] İyazen-billah: Allah’a sığınma

[4] Nagah: Ansızın

[5] Makbereye: Mezarlığa

[6] Ersoy, Mehmet Akif, Safahat, Haz: M. Ertuğrul Düzdağ, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 1987, s. 163-164

[7] Rüchan: Üstünlük

[8] Tefrika: Bölücülük, ayrımcılık

[9] Ersoy, Safahat, s.187; kaltaban: namus duygusundan yoksun olan kişi

[10] Buhari, İman, 6; Müslim, Îmân, 17; Tirmizî, Kıyâme, 59; Nesâî, Îmân, 19, 33; İbn-i Mâce, Mukaddime, 9, Cenâiz, 1; Dârimî, İsti’zân, 5, Rikâk, 29.

[11] Fecâyi’: Bela ve musibetler

[12] Mezar-ı nisyan: Unutulmuş kabir

[13] Hâil: Perde, engel

[14] İhtiras: Aç gözlülüğe dayalı şiddetli arzu ve istekler

[15] Şikak: Nifak, ayrılık, bölücülük

[16] Daraban: Çarpma, vurma, çarpışma

[17] Hâlisen li-vechillâh: Samimiyetle ve Allah rızası için

[18] Enfal, 8/25

[19] Hânümân: Ev, hane, ocak

[20] İntibah: Uyanmak, hakikati ve hakkı anlayıp yanlıştan dönmek.

[21] İ’tila: Yükselmek

[22] Sûr: Kıyametin kopuşunu bildiren ses

[23] Ersoy, Safahat, s. 249-251

[24] Şiraze: Kitap ciltlerinin iki ucuna konulan ve yaprakları muntazam tutan ince şerit.

[25] Ersoy, Safahat, s.273

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ